Prenses upuzun, dalgalı saçlarına son kez dokundu. En tepesinden başladı hafifçe dokunmaya, taa beline kadar gezdirdi elini saçlarında. Senelerce kimseyi inandıramamıştı doğal olduklarına. Artık kestirme zamanı gelmişti. O da halktan biri olmak istiyordu çünkü. Saçlarını kestirmeli, boyatmalı ve hatta süslenmeliydi ülkesindeki diğer kızlar gibi. Bir prenses kadar güzel olmaya çalışan kızlar gibi olmak onu korkutuyordu. Alışık değildi doğal olmamaya ne de olsa. Birini öldürmenin cezasını neden saçlarını kestirmekle ödemek zorundaydı, onu da anlayabilmiş değildi. Saçlarını kestirmese de, yine de halkın arasında karışsa olmaz mıydı? Olmazdı... Saçları onun en değerli varlığıydı ve elinden alınmalıydı. Birini öldürmüştü ne de olsa... Kendi içinde, kalbinde öldürmüş olsa da, öldürmüştü işte sonuçta. Bunu yapmamalıydı ve cezası ağır olmalıydı. Halktan biri olmak zorundaydı artık o da. Tıpkı diğer kalbi kırık prens ve prensesler gibi... Cezasını çekmek için halkın arasına karışmalıydı artık. Ta ki cezalı prensiyle karşılana dek...
31 Ağustos 2008 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder