12 Mayıs 2010 Çarşamba

-3-

Kapılardan birini yavaşça aralamıştı. İçerde neler olduğunu çok iyi seçemiyordu, ama görebildikleri çok da içini açmışa benzemiyordu. Zaten yeterince yorgundu, daha fazlasına hiç de lüzum yoktu. Sanırım bu kapıyı kapatacaktı. Mücadele edecek gücü kendinde bulamıyor, bir yandan da bırakamıyordu araladığı kapının kolunu. O an tanrılara, o güne kadar asla soramadığı bir soruyu soracaktı: Neden ben???

-2-

Karşısında iki kapı vardı.İkisi için de uzun süredir düşünüyordu.İkisinin de arkasında ne var belli değildi.Ama önündekiler aşikardı.Birine daha yakındı, içine hiç sinmeyene.Diğerineyse gitgide yaklaşıyordu.Şimdilik orta yolu bulmalı ve sadece hangisi çekerse ona doğru yönelmeliydi belki de...Ya da kapıların önündekilere aldırmadan, arkalarındakini öğrenmenin bir yolunu bulmalıydı...

-1-

Kısmet dedikleri bu olsa gerek dedi ve durdu. Durmaması lazımdı ama inatla duruyordu. Herşey istediği gibi olmaya başlamıştı ama uzun yoldan oluyordu. O da bunun tadını çıkartıyordu. İzliyordu kendi hayatını memnun, pis bir sırıtışla. Şu an sahip oldukları değildi onun istedikleri. Ama zaten ulaşmıştı onlara da. Sadece elini uzatıp dokunması kalmıştı. Bunu yapmak içinse hiç acelesi yoktu. O nasılsa elde edilecekti ;)

16 Ekim 2009 Cuma

orası mı burası mı

Senelerdir ara ara devam eden bir rüyam var. Bilenler bilir. Bilmediğim bir ülkedeyim. Dilini öğrenmişim o zamanlar ama şu an bilmiyorum. Çok iyi anlaşıyorum o insanlarla. Neresinde kalırsam orasından aynen devam ediyor rüya da çok ilginç... Neyse, ben şu son zamanlarsa oraları çok özlüyorum. O kadar güzel bir yer ki, çok net hatırlıyorum girdiğim barları, yürüdüğüm sokağı, şehrin ortasından akan nehri, yolun şeklini ve hatta o güzel köprüyü. Rüyamdaki o yere çok benzeyen pek çok Avrupa şehri biliyorum. Henüz gidip herhangi birini görmedim ama, buraya arada bir girip yazmak istiyorum o fotoğraflarını gördüğüm Avrupa şehirlerinin isimlerini. Kim bilir, belki de bir gün sırasıyla her birine gider, rüyamı birinde gerçekleştiririm...

Bugünden itibaren yazıyorum artık şehirleri. Bugün mesela o sokakları ve köprüyü gördüğüm şehir Brügge idi. Listemde bulunsun =)

15 Eylül 2009 Salı

Bir Tek O Kalmış...

Dünya kurulalı, medeniyetler yıkılalı yüzyıllar geçmiş, insanlar iyice hissizleşmiş, sadece kendi hayatlarını yaşamaya başlamış... En yakınlarının bile hislerini önemsemez, belki kendilerine bile değer vermez olmuşlar. Ama bir tek o, her gidenin arkasından yas tutarmış. Tanıdığı ya da tanımadığı kim varsa öldüğünü duyduğu, her gece herkes uyuduktan ya da sızdıktan sonra ağlarmış. Gözlerinden, gidenler için birkaç damla yaş akıtmasa dünyanın sonunun geleceğini inanmaya başlamış belki de. Artık kendi bile hatırlamamaktadır sebebini. O da yaşlanmıştır artık ama. Ölümü çok yakındır. Acaba ondan başka biri daha var mıdır onun gibi olan yeryüzünde? Olmak zorundadır!..

7 Eylül 2009 Pazartesi

Victoria

Prenses sonunda uzun, çok uzun bir süredir dinleyemediği, duymaktan ölesiye korktuğu o en çok sevdiği müziği dinleyebilmiş...

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Saraya Dönüş...

Prensesin cezası bitmek üzereydi. Artık halkın arasında olmaya daha fazla tahammülü kalmamıştı. Saçları eskisi gibi olmuştu. Uzamıştı. Ama saklamak zorundaydı halktan bunu. Hiç sevmese de, hep toplamak zorundaydı saçlarını. Prenses son günlerde sürekli hayal kuruyordu. Kendini yeniden sarayında, saçları açık, özgürce gülerken düşünüyordu... Daha ne kadar bu işkenceye dayanacaktı, hiç bilemiyordu. Artık o bir prenses bile değil, bir kraliçe olmalıydı... Prenses kararını vermişti artık. Sarayına geri dönüyordu... Bunun için gereken tüm sıkıntıya katlanacak, tüm eziyetleri çekecekti. Ne olursa olsun, halktan uzakta olmalıydı. Yeniden ona bir prenses gibi davranmalarını sağlamalıydı... Zaman ilerlemeye başlamış, prensesin planlarını uygulama vakti gelmişti.